

Park, okul bahçesi, bisiklet, banyo zemini. Olay bir saniyede olur ve ardından ebeveynin elinde kanayan bir ağız, ağlayan bir çocuk ve avucunda bir diş kalır. O anda verilecek kararlar, o dişin ağızda kalıp kalmayacağını büyük ölçüde belirler.
Bu yazı tam olarak o dakikalar için yazıldı. Önce yapılması gerekeni, sonra nedenini anlatıyor, çünkü acil bir durumda önce eylem gerekir.

Bu ayrım diğer bütün adımlardan önce gelir, çünkü iki durumda yapılacak şey birbirinin tam tersidir.
Bir dişin darbeyle tamamen yuvasından çıkmasına diş hekimliğinde avülsiyon denir. Yerinden çıkan diş bir süt dişi ise yerine takılmaz. Hiçbir koşulda takılmaz. Bunun nedeni, süt dişinin hemen altında gelişmekte olan daimi diş tomurcuğunun bulunmasıdır. Dişi geri yerleştirme girişimi bu tomurcuğa zarar verebilir ve kalıcı dişin şekli, rengi veya sürme yönü etkilenebilir. Süt dişinde doğru davranış, kanamayı temiz bir gazlı bezle durdurmak ve çocuğu aynı gün hekime götürmektir.
Yerinden çıkan diş daimi bir diş ise durum tersine döner. Daimi diş avülsiyonunda zaman kritik hâle gelir ve mümkünse dişin olay yerinde yerine yerleştirilmesi en iyi sonucu verir.
Peki hangisi olduğunu nasıl anlarsınız? Kaba bir ölçüt olarak altı yaşından küçük çocuklarda ön dişler genellikle süt dişidir, yedi yaşından sonra çıkan ön kesici dişler daimidir. Emin değilseniz dişi asla yerine takmayın, uygun bir sıvıya koyun ve doğrudan kliniğe gidin. Bu, yanlış karar verme riskini ortadan kaldırır.

Çocuklarda diş travması sonrasında en sık yapılan ve en çok zarar veren hata burada başlar.
Dişi yalnızca taç kısmından, yani ağızda görünen beyaz kısmından tutun. Kök yüzeyine kesinlikle dokunmayın. Kökün üzerinde, dişin kemiğe yeniden tutunmasını sağlayacak canlı hücreler vardır ve bu hücreler son derece hassastır.
Diş kirlenmişse ovmayın, kazımayın, fırçalamayın, mendile sarmayın ve kurumaya bırakmayın. Yalnızca birkaç saniye süreyle süt veya serum fizyolojik ile hafifçe durulayın. Ovalamak, kurtarmaya çalıştığınız hücreleri yok eder ve avülsiyon sonrası dişin en değerli parçası tam olarak bu hücrelerdir.
Bu, Türkçe kaynaklarda en sık atlanan ayrıntıdır ve sonucu doğrudan etkiler.
Musluk suyu hipotoniktir, yani içerdiği çözünmüş madde yoğunluğu hücrelerin içindekinden düşüktür. Kök yüzeyindeki hücreler suyla temas ettiğinde su hücre içine dolar ve hücreler kısa sürede bozulur. Diş görünüşte temizlenmiş olur, ama tutunmasını sağlayacak canlı doku büyük ölçüde kaybedilir.
Uygun bir saklama sıvısı seçerken sıralama şudur: süt, serum fizyolojik ve çocuğun kendi tükürüğü. Süt en kolay bulunan saklama sıvısıdır ve bu yüzden pratikte ilk sıradadır. Serum fizyolojik evde ya da eczanede bulunabiliyorsa eşdeğer bir seçenektir. Tükürük seçeneği ise yalnızca dişi yanağın içinde tutabilecek yaşta ve yutma riski olmayan çocuklar için geçerlidir, küçük çocuklarda tercih edilmemelidir.
Elinizde uygun bir saklama sıvısı yoksa dişi çocuğun tükürüğüyle ıslak bırakın. Kuru bırakmak en kötü seçenektir.
Yerinden çıkmış bir dişin yuvasına geri yerleştirilmesine replantasyon denir ve bu işlemin başarısını belirleyen şey teknik değil, zamandır. Dişin ağız dışında kuru olarak geçirdiği süre, sonucu belirleyen en önemli tek etkendir. Bu süre ne kadar kısa olursa replantasyon sonrası dişin yeniden tutunma ihtimali o kadar yüksektir. Pratikte hedef, ilk altmış dakika içinde dişin ya yerine yerleştirilmiş ya da uygun bir sıvı içinde kliniğe ulaştırılmış olmasıdır.
Daimi bir dişi olay yerinde yerine koyacaksanız: kökü tutmadan, dişi doğru yönde boşluğa nazikçe yerleştirin ve çocuğa temiz bir gazlı bez ısırtarak sabit tutun. Zorlamayın. Yerleşmiyorsa uğraşmayın, süt içine koyup yola çıkın. Klinikte yapılan replantasyon da aynı ilkelere dayanır, tek farkı dişin ardından sabitlenmesi ve takibe alınmasıdır.
Her travma dişin tamamen çıkmasıyla sonuçlanmaz. Çoğu zaman dişin bir köşesi kırılır.
Kırılan parçayı bulun ve aynı şekilde süt ya da serum fizyolojik içinde saklayın. Uygun vakalarda bu parça kendi dişine yeniden yapıştırılabilir ve sonuç, dolgu ile yapılan onarımdan hem estetik hem uyum açısından daha iyi olur. Parçanın kuruması bu şansı azaltır.
Çocuklarda diş travması her zaman avülsiyon biçiminde olmaz. Kırık, sallanma ve yer değiştirme çok daha sık görülür ve bunların da kendi takip protokolleri vardır.
Dişin içeri gömüldüğü, yana yattığı veya sallandığı durumlarda ise elle düzeltmeye çalışmayın. Bu vakalarda konum düzeltmesi ve gerekiyorsa sabitleme klinikte yapılır.

Dişin kendisiyle ilgilenirken çocuğu unutmamak gerekir. Kanama genellikle temiz bir gazlı bezin ya da pamuklu bir bezin bölgeye yerleştirilip on dakika kadar sabit basınç uygulanmasıyla kontrol altına alınır. Basıncı sürekli kaldırıp kontrol etmek kanamayı uzatır.
Yüz bölgesine dışarıdan soğuk uygulamak şişliği azaltır ve çocuğu rahatlatır. Ağrı için evde bulunan ve çocuğunuzun daha önce kullandığı bir ağrı kesici, uygun dozda verilebilir.
Yaralanma toprak, asfalt veya kirli bir zeminde olduysa bunu hekime mutlaka söyleyin. Bu durumda yalnızca diş değil, yumuşak doku yaraları ve aşı durumu da değerlendirilir.
Ayrıca çocuğun darbe sonrası bilinç kaybı, kusma, baş dönmesi veya sürekli uyuklama hâli varsa öncelik dişte değildir. Bu belirtiler kafa travmasını düşündürür ve önce acil servise başvurulmalıdır. Diş her koşulda uygun sıvı içinde saklanmaya devam edebilir.
Çocuklarda diş travması vakalarında muayeneyi hızlandıran birkaç bilgi vardır. Olayın kaç saat önce olduğu, dişin ağız dışında ne kadar kuru kaldığı, hangi sıvıda saklandığı, darbenin nasıl gerçekleştiği ve çocuğun bilinen bir hastalığı veya düzenli kullandığı ilaç olup olmadığı.
Bu bilgiler, dişin yeniden yerleştirilmesinden sonra uygulanacak sabitleme süresini ve takip planını doğrudan etkiler. Olay anında not almak zor gelebilir, ama telefonla kısa bir sesli not bırakmak bile sonradan hatırlamaktan güvenilirdir.
Ebeveynlerin neredeyse hiç bilmediği ve bu yüzden çok sayıda dişin geç kalınarak tedavi edilmesine yol açan bir nokta var.
Darbe aldığı hâlde yerinden oynamamış, kırılmamış ve o gün tamamen normal görünen bir diş, aylar hatta bir iki yıl sonra kararmaya başlayabilir. Bunun nedeni darbe anında dişin içindeki damar ve sinir dokusunun zarar görmüş olmasıdır. Renk değişimi genellikle ilk belirtidir ve ağrı olmadan da gelişebilir.
Bu yüzden çocuklarda diş travması sonrası kontrol randevuları, o gün her şey yolunda görünse bile ihmal edilmemelidir. Erken fark edilen bir renk değişimi çok daha basit bir tedaviyle çözülür, geç kalınan renk değişimi ise genellikle kanal tedavisi gerektirir.
Bu maddeleri çocuğunuzun okul çantasına veya telefonunuzun not defterine kaydetmek, olay anında hatırlamaya çalışmaktan çok daha güvenilirdir. Çocuklarda ağız ve diş sağlığına yönelik genel koruyucu yaklaşımlar için Türk Dişhekimleri Birliği kaynaklarına bakabilir, travma sonrası takip ve çocuk hastaya özgü tedavi seçenekleri konusunda ise çocuk diş hekimliği bölümünün yaklaşımını inceleyebilirsiniz. Bir kez okunmuş bu bilgi, gerçekten ihtiyaç duyduğunuz gün elinizdeki tek avantaj olabilir.

