

Telin söküldüğü gün, ortodonti sürecinin en tatlı sabahıdır. Ama o sabahın hemen ardından gelen pekiştirme plağı dönemi, aslında tedavinin gerçek başarı sınavıdır ve çoğu kişi bunu yeterince ciddiye almaz.
Diş hekimi koltuğundan pırıl pırıl dişlerle kalkarsınız, aynada bakarsınız, her şey yerli yerindedir. Sonra elinize şeffaf bir plak verilir ve “bunu takacaksın” denir. Tam o noktada, insanın içinden “ya takmasam” diye bir ses geçer. O sesi dinleyenlerin hikayesi genellikle aynı yerde biter.
Diş, kemiğin içinde çimentolanmış bir kazık değildir. Kökün etrafında periodontal ligament denen esnek lifler vardır ve bu lifler hareket sırasında gerilir. Tel söküldüğünde bu lifler hala eski konumlarının hafızasını taşır.
Kemik dokusunun yeni pozisyona tam olarak uyum sağlaması aylar alır. Yumuşak dokunun uyumu ise daha da yavaştır, bazı kaynaklar bu süreyi bir yıla kadar uzatır. Dişlerin eski haline dönmesi dediğimiz durum, çoğu zaman tam bu pencerede başlar.

Ortodontistlerin üzerinde hemfikir olduğu nokta, ilk altı ayda plak kullanımının neredeyse tam zamanlı olması gerektiğidir. Bu aralıkta pekiştirme plağı için günde on sekiz ila yirmi iki saat standarttır. Sonrasında kademeli olarak sadece gece kullanımına geçilir.
Kısa cevap kimsenin duymak istemediği cevaptır: uzun süre. Modern ortodontide kabul gören yaklaşım, gece kullanımının süresiz devam etmesi yönünde. Pekiştirme plağı kullanımını “tedavi bitti, artık bakım başladı” şeklinde düşünmek daha doğru.
Amerikan Ortodonti Derneği yayınlarında, pekiştirme kullanımının azaltılabileceği ama tamamen bırakılmasının nüks riskini belirgin biçimde artırdığı vurgulanıyor. Uzun takipli çalışmalarda, tel sökümünden on yıl sonra alt ön dişlerde bir miktar çapraşıklık görülme oranı yüzde yetmişin üzerinde bildirilmiş durumda. Yani bu bir korkutma taktiği değil, sayıların söylediği bir şey.
Genç hastalarda kemik metabolizması daha hızlıdır, dolayısıyla hareket de daha hızlı olur. Yetişkinlerde ise dişler daha yavaş kayar ama yine de kayar. Kimse bu kuralın dışında değil.
İki ana seçenek var ve çoğu vakada ikisi birlikte kullanılıyor.
Şeffaf retainer, dişin tüm yüzeyini saran ince bir plaktır. Estetiktir, çıkarılabilir, temizliği kolaydır. Ama unutulmaya da müsaittir. Çantada kalan bir plak hiçbir işe yaramaz.
Sabit retainer teli ise alt ve üst ön dişlerin arka yüzeyine yapıştırılan ince bir teldir. Görünmez, unutulmaz, hasta iradesine bağlı değildir. Buna karşılık temizliği biraz daha zahmetlidir ve bazen bir ucu yerinden çıkabilir.
Karar, tedavi öncesi çapraşıklığın derecesine göre verilir. Ciddi rotasyonu olan, diş çekimiyle tedavi görmüş ya da diastema kapatılmış vakalarda genellikle sabit tel tercih edilir. Üstüne bir de gece plağı eklenir ki, iki katmanlı bir güvenlik olsun.
Retainer temizliği çoğu kişinin gözden kaçırdığı bir başlık. Plağın içinde biriken bakteri tabakası, hem kötü koku hem de diş eti iltihabı yapabilir.
Yapılması gerekenler oldukça basit:
Diş macunu kullanmak da aslında ideal değil. Aşındırıcı partiküller plağın yüzeyini çizer ve mat bir görünüm bırakır.
Bir hafta unutulmuş bir pekiştirme plağı genellikle biraz sıkar ama yine de oturur. Bir ay unutulmuşsa artık zorlamamak gerekir. Zorla oturtulmaya çalışılan bir plak, dişlere kontrolsüz kuvvet uygular.
Ortodonti sonrası nüks durumunda çözüm, yeni bir ölçü alıp plağı yenilemektir. Kayma çok ilerlemişse kısa süreli şeffaf plak tedavisi gerekebilir. İşin acı tarafı, altı aylık bir dikkatsizliğin bedelinin bazen üç aylık yeni bir tedavi olması.

Dilinizle arka yüzeyde pürüzlü bir nokta hissediyorsanız, tel kısmen ayrılmış olabilir. Bu durumda beklemeden randevu almak gerekir, çünkü ayrılan bölgedeki diş serbest kalır ve birkaç hafta içinde döner.
Pekiştirme dönemi bir yük gibi hissedilmesin diye birkaç pratik öneri işe yarıyor. Plağı her zaman aynı kutuya koymak, kutuyu her zaman aynı yere bırakmak ve telefonda gece için sabit bir hatırlatıcı kurmak gerçekten fark yaratıyor.
Peçeteye sarıp masaya bırakma alışkanlığı ise pekiştirme plağı kayıplarının tartışmasız birincisi. Restoranlarda çöpe giden plak sayısı, hekimlerin kendi aralarında şakasını yaptığı bir klasik.
Diş teli sonrası pekiştirici kullanımında ilk yıl üç ayda bir, sonrasında yılda bir kontrol yeterli olur. Bu kontrollerde plağın oturumu, sabit telin sağlamlığı ve diş eti sağlığı değerlendirilir.
Aliadent gibi ortodonti takibini uzun vadeli planlayan kliniklerde, tedavi sonrası ölçüler dijital olarak saklanır. Plak kaybolduğunda yeniden ölçü almadan yenisinin üretilebilmesi, hem zaman hem de moral kazandırır.
Yıllarca tel taşıdınız, ağzınız acıdı, hamburger ısıramadınız, düğün fotoğraflarında gülüşünüzü ayarladınız. Bütün bunların sonucu, gece takılan ince bir plakla korunabiliyor.
Bunu bir ceza gibi değil, gözlük ya da kemer gibi bir alışkanlık gibi düşünmek en sağlıklısı. Birkaç hafta sonra takmadığınız gecelerde eksikliğini hissedersiniz, işte o noktada iş kendiliğinden yürümeye başlar. Pekiştirme plağı kullanımını rutine oturtanlar, yıllar sonra aynada aynı düzgün gülüşü görmeye devam ediyor.
Büyümesi devam eden hastalarda çene gelişimi sürdüğü için takip daha sıkı yapılır. Alt çene ergenlik sonrasında da bir miktar büyümeye devam eder ve bu büyüme ön bölgede hafif bir sıkışma yaratabilir. Bu yüzden genç hastalarda plak kullanımını erken bırakmak neredeyse hiç önerilmez.
Aileler çoğu zaman tel söküldüğünde işin bittiğini düşünür ve kontroller aksamaya başlar. Oysa asıl korunması gereken dönem tam olarak burasıdır. Öğrencilerde kayıp oranının yüksek olması nedeniyle, yedek bir plak üretmek çoğu zaman akıllıca bir yatırım oluyor.
Uzun yıllar boyunca ön dişlerdeki çapraşıklığın nedeni olarak yirmilik dişler gösterildi. Güncel literatür bu ilişkinin sanıldığı kadar güçlü olmadığını söylüyor. Çapraşıklığın asıl sebebi, çenenin doğal yaşlanma süreci ve dokuların kendi hafızası. Yani yirmilik dişler çekilse bile plak kullanımı gerekli olmaya devam ediyor.

İlk birkaç gece ağızda yabancı bir cisimle uyumak tuhaf gelir. Tükürük artışı ve hafif konuşma değişikliği ilk kırk sekiz saatin klasik yan etkileridir. Üçüncü günden sonra çoğu kişi plağı taktığını fark etmeden uyuyabiliyor.
Ağzı açık uyuyanlarda plak yüzeyinde kuruma ve hafif bir tortu oluşabilir. Yatmadan önce iyi bir fırçalama ve sabah düzenli durulama bu sorunu büyük ölçüde çözer.
Tatile ya da iş seyahatine çıkarken plağı el bagajına koymak en güvenlisi. Valizi kaybolan hastaların bir hafta boyunca plaksız kalması, dönüşte oturmayan bir plakla karşılaşmalarına yol açabiliyor. Küçük bir kutu, büyük bir problemi baştan engelliyor.

